Ürümçi katliamının 9. yıl dönümünde Doğu Türkistan

QHA,05.07.2018

5 Temmuz 2009’da Doğu Türkistan’ın Ürümçi şehrinde gerçekleştirilen katliamda sayıları kesinleştirilemeyen ancak yüzlerle ifade edilebilen Uygur Türkü katledilmişti. Bugün dahi kesin olmayan çeşitli rakamlara göre yine yüze yakın Uygur kayıp olarak kayıtlara geçmiş durumda.

Ürümçi olaylarının arka planında 25 – 26 Haziran’da Çin’in Guangdong eyaletinin Shaoguan şehrinde yaşanan olayların olduğu biliniyor. Bir oyuncak fabrikasında çıkan olaylarda 10’u aşkın Uygur işçinin öldürüldüğü ve olayların görüntülerinin sosyal medya hesaplarına yayıldığı biliniyor. Bunun akabinde tüm Doğu Türkistan’da tepkiler yükselmeye başladı. 5 Temmuz 2009’da Uygur öğrenciler barışçıl bir protesto yürüyüşü düzenlemek istediler. Bu protesto yürüyüşüne katılan insanlara Çin Komünist Partisi’nin provakasyonları sonucu Han Çinlileri tarafından saldırıldı. Barışçıl yürüyüş kaosa dönüştü.

Olayların kaosa dönüşmesi sürecinde hiçbir önlem almayan Çinli kolluk kuvvetleri olayların sonunda ve ertesi günde insan avına çıktı. Kamyonlara yüklenen yüzlerce Uygur şehir dışında infaz edildi veya kayıplara karıştı.

Bugün Doğu Türkistan’da her türlü temel hak ve hürriyetin gasp edildiği biliniyor. İnsanların evlerinde zorunlu misafirlikler yapılarak, her türlü kişisel teknolojik aletleri toplatılarak mutlak bir gözetim devleti kuruluyor. Doğu Türkistan’da Çin anayasasının koruma altına aldığı haklar dahi uygulanmıyor.

1990’dan beri sanayi atılımları yapan bölgede istihdam Çin anayasasına göre yerel halktan karşılanması gerekiyor ancak Çin Komünist Partisi, Çin’in en fakir ve suç oranı en yüksek bölgelerinden Han Çinlilerini istihdam ederek Doğu Türkistan’ı kolonize ve asimile etmeye devam ediyor. Özellikle Ürümçi, Karamay gibi sanayi bölgelerinde şehir merkezleri Çinli çoğunluğun elinde. Doğu Türkistan’ın güney bölgelerinde ise Kaşgar ve Hoten gibi fakir köylüler büyük bir baskı altında yaşıyor.

Uluslararası basının da fazla irtibat kuramadığı bölgelerde ÇKP uygulamaları distopik toplumları aratmıyor. Her türlü dini faaliyet ya kısıtlama altında yada yasaklanmış durumda. Uygurlar anadilde eğitim hakkına anayasada sahip olsalar da uygulama 2000’li yıllardan beri kaldırılmış durumda. Çocukların isimleri İslami çağrışımlar yapıyorsa yasak getiriliyor ve değiştirilmeleri zorunlu kılınıyor. Türklüğü çağrıştıran ay yıldızlı ve gök renkli tişörtler giymek de yasaklanmış durumda.

UYGURLAR EKONOMİK OLARAK DA EZİLİYOR

Bölgedeki en büyük sorunlardan birisi de ekonomi. Uygurların %70’i kırsal kesimde yaşıyor. Bölgede Han Çinlileri ile Uygurlar arasında büyük bir gelir adaletsizliği hakim. 2010’daki verilere göre Uygur Özerk Bölgesinde ortalama kişi başına düşen GSMH 19,000 Yuan iken köylülerin ortalama milli geliri 3600 Yuan (560 USD) olarak açıklandı. Bununla birlikte Uygurların yoğun olarak yaşadığı güney bölgelerde misal Hoten’de ortalama gelir 2226 Yuan (330 USD) köylülerin ise 1500 Yuan (220 USD). Böyle bir ekonomik uçurumda bireyler şehirlere geldiklerinde en zorlu işlerde çalışıyor ve tüm dini değerlerine saldırıyla yüzyüze geliyor. Uygurların radikal İslamcı örgütlere katılmasının arka planında en büyük etkenin bu olduğu belirtiliyor.

Uygurlar ve Han Çinlileri arasında barışçıl bir çözüm isteyen ve taleplerini Çin Anayasası’na dayandıran Uygur profesör İlham Tohti sadece bu talepleri için ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Doğu Türkistan hakkında bir rapor hazırlayan Fransız gazeteci Ursula Gauthier ise Çin’den sınır dışı edildi. Çin, Doğu Türkistanlıların ve dünyadaki özgür insanların her türlü barışçıl isteklerinin önünü kapatıyor.

YENİ VALİ BASKIYI EN ÜST SEVİYEYE ÇIKARDI

Ürümçi Katliamı’ndan sonra artan baskılar Ağustos 2016’da ise kendini yeni bir boyut kazandırdı. Tibet’te sömürge valiliği görevini yürüten Chen Quanguo, Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından Doğu Türkistan’a atandı.

Chen Quanguo’nun görevi, Jinping’in İpek Yolu projesi olan “Bir Kuşak Bir Yol” hamlesinde kilit bir jeopolitik konuma sahip olan Doğu Türkistan’da tam kontrolü sağlamak oldu. Chen Quanguo göreve geldiği andan itibaren ülkeyi bir açık hava hapishanesine dönüştürdü.

Polis sayısında katlanarak yaşanan artışlar, son teknoloji gözetleme ve kontrol sistemleri ve hakim önüne çıkarılmadan insanların gönderildiği toplama kampları. Doğu Türkistan’da bugün 1 milyonu aşkın Uygur toplama kamplarında tutuklu. Tüm insan hakları askıya alınmış durumda. Birçok uzman bu durumu George Orwell’in 1984 adlı romanındaki distopik yönetime benzetiyor.