Türkiye Çin İlişkilerinde Yeni Dönem

ANKASAM, 24 Agustus 2017

Türkiye ve Çin arasında 2010 yılında stratejik ortaklık olarak tanımlanan ilişkiler, İpek Yolu Projesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne tam üye olma girişimleri çerçevesinde yeni bir döneme girmiştir. 21. yüzyılın en önemli girişimlerinden olan Çin’in İpek Yolu Projesi’nin (OBOR) İpek Yolu ekonomik kemerinde Türkiye’nin yer alması ve ŞİÖ tam üyeliğini arzuladığına dair uluslararası topluma gönderdiği sinyaller, Çin açısından dış politikasında Türkiye’nin yerini sağlamlaştırmış ve önemini arttırmıştır. Bu önem doğrultusunda Türkiye, sadece diyalog ortağı olduğu ŞİÖ’nün Enerji Kulübü’nün 2017 Dönem Başkanlığı’na getirilmiştir.

Türkiye ve Çin ilişkilerini olumsuz etkileyen belli başlı faktörler bulunmaktadır. Bu faktörlerden ilki, ikili ticari ilişkilerinin tek taraflı ticari ilişkilere dönüşmesine neden olan, Türkiye aleyhine ticaret açığıdır. Çin’in 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü üyesi olmasıyla ilişkilerde ticari dengesizlik ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, ekonomik çıkarlar ilişkileri geliştirmek ve pekiştirmek için itici güç olmuştur. Türkiye ile Çin arasında 30 Kasım 2016 tarihinde gerçekleştirilen para takası sonucunda birbirleriyle olan ticaretlerinde yerel para birimlerini daha fazla kullanma girişiminde bulunmaları, iki ülkenin ekonomik ilişkilerini geliştirme isteklerini ortaya koymaktadır. İki para birimi arasında doğrudan faaliyete geçilmesini teşvik eden bu stratejik hamleyle, yıllardır iki ülkenin ekonomik ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen Türkiye aleyhine mevcut ticari açığın, ticaret hacmi artırılarak, önüne geçilmesi de muhtemel görünmektedir. Türkiye ve Çin için, kazan-kazan işbirliğini yönetmek ve ortak çıkar alanları bulmak için önemli bir fırsat yaratılmıştır. Gelecekte de Çinli yatırımların ve işletmelerin ülkeye daha fazla çekilerek, işbirliğinin geliştirilmesi için uygun ortamın sağlanması mümkündür. İpek Yolu Projesi, bu açıdan değer kazanmaktadır.

Türkiye, jeostratejik konumu itibarıyla İpek Yolu Projesi’nin uygulanmasında gerekli ve önemli rollere sahipt bir ülkedir.  Çin’den İngiltere’ye uzanması hedeflenen Yeni İpek Yolu girişiminde, Türkiye aktif olarak çalışmalar sürdürmektedir. Asya Altyapı Yatırım Bankası’nın gönüllü kurucu üyesi olmasının yanında, Türkiye’de 2015 yılında İpek Yolu Girişimi ile ilgili Mutabakat Zaptı Tasarısı ve Anlaşma Tasarısı, TBMM Dış ilişkiler Komisyonu’ndan geçirilmiştir. Yeni İpek Yolu’nun “Demir İpek Yolu” olarak da adlandırılmasına neden olan demiryolları hatlarından biri; Azerbaycan’ın başkenti Bakü’den başlayıp Gürcistan’ın Tiflis ve Ahılkelek şehirlerinden Kars’a kadar devam eden Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının, sadece bitmemiş olan Türk tarafındaki kısmının 2018 yılında tamamlanması beklenmektedir. Böylece Türkiye, kalkınma politikalarını İpek Yolu Projesi’ne entegre ederek Asya ve Avrupa’yı birleştiren, bu sayede de Çin’in doğrudan yatırımlarından, büyüyen ekonomisinden  kazançlı çıkan bir niteliğe bürünecektir. Bu nitelik; ekonomik gelişme, yatırımların artması, sektörlerin-pazarların birbirlerine bağlanması, enerji talebinin karşılanması gibi önemli çıkarlara hizmet edecektir.

Uygur meselesi, Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerde aksamaların yaşanmasına sebep olan ikinci faktördür. Yanlış algılamalar ve anlamalar ilişkileri zedelemektedir. Uygur meselesine Türkiye’nin bakışı Çin’in toprak bütünlüğüne ve iç meselelerine saygı bağlamında değerlendirilmektedir. Türkiye, resmi söylem olarak, Uygur halkını Türkiye ve Çin arasındaki dostluğu sağlayacak köprü olarak nitelendirmektedir. Her iki ülkede ilişkilerini Uygur meselesinin ötesine taşımayı hedeflemekte, bu yönde adımlar atmaktadır. ŞİÖ’nün terörizm, aşırıcılık ve ayrımcılık karşıtı işbirliğini teşvik etmesi, Türkiye ve Çin’in ayrılıkçı etnik azınlık gruplarına yönelik bir arada hareket etmelerini kolaylaştıracaktır. Bu durum, Türkiye’nin ŞİÖ’ye tam üyelik ihtimalini garantilemektedir. Bu sayede Türkiye, çok boyutlu dış politikasının gereklerini yerine getirmektedir. Çin’in batıya doğru gelişmesinin (Go West) Türkiye’nin de çok boyutlu politikası ile uyumlu olması, Türkiye açısından Asya Pasifik bölgesinin önemli aktörlerinden biri olan Çin ile ilişkileri zaruri hale getirmektedir. Günümüzde Çin de, Amerikan gücünün egemen olduğu algısının hâkimi tek kutupluluk yerine çok kutupluluğu savunmaktadır.

Türkiye’nin sorunları ve istikrarsızlıkları içeren bir coğrafyada yer alması ve Çin’in bu bölgeyle ilgili aktif politikalarının olması, iki ülkenin zaman zaman karşı karşıya gelmesine neden olmaktadır. Çin, Rusya ve İran ile birlikte Esad rejimini desteklemiştir. Suriye İç Savaşı ile ilgili başlangıçta görüş farklılığı olmasına rağmen, günümüzde her iki aktör de meselenin çözümüne yönelik girişimlerini sürdürmektedir.  Türkiye, Rusya ve İran ile birlikte daha aktif politikalar takip ederken, Çin benzer olayları yaşamamak için müdahaleci olmayan bir duruş sergilemektedir.

Her iki aktörün tamamen dürüstlük ışığında ikili ilişkilerini geliştirmek adına daha çok çaba harcaması gerekmektedir. Türkiye ve Çin arasındaki diplomatik ilişkilerin 1971 yılında kurulmasına ve inişler çıkışlar yaşamasına rağmen, Türkler ve Çinliler tarihte birbirlerini etkileyen iki millet olmuştur. Uzlaşmacı bir tavırla işbirliğinin oluşturulması ve rekabet alanları yerine ortak çıkarların yaratılması, iki ülkenin ilişkilerini geliştirme ve pekiştirme bağlamındaki hedefleri olmalıdır. Her iki aktör de fırsatları ve girişimleri iyi değerlendirmelidir. İpek Yolu Projesi ve ŞİÖ üyeliği bu fırsatların en önemlilerindendir. Üçüncü ülkelerde Türk-Çin ortak girişimlerinin gerçekleştirilmesinin, ticari dengesizliklerin giderilmesinin, yatırımların artmasının, Çinli turistlerin ülkeye gelmelerinin sağlanması Türkiye’nin beklentileri arasındadır. Çin ise Uygur meselesinde Türkiye’nin yapıcı bir duruş sergilemesini beklemektedir. Bu beklentilerin samimi bir şekilde karşılanması, güven ortamının oluşturularak bağların kuvvetlenmesini sağlayacaktır. Böylece 2010 yılında ilişkilerde tanımlanan “stratejik ortaklık” boyutunun da gerçekleşmesi mümkün olabilecektir. Bu şartlar altında yapıcı, stratejik ve işbirliğine dayalı ortaklıktan söz edilmesi mümkün olacaktır. Türkiye ve Çin arasındaki ilişkilerin stratejik ortaklık boyutu kazanması, iki aktör arasındaki bağların kuvvetlenmesinin yanında çok kutuplu dünya düzeninin gelişmesine de katkıda bulunacaktır.